12 Haziran 2007 Salı

X Kuşağı

Douglas Coupland’in X Kuşağı… Sistemin yontulmuş insancıklar yetiştirme misyonunun en belirgin örneklemlerinden sayılan, bizim de içine girdiğimiz kayıp 80 kuşağını ve biraz öncesini kapsayan dönem. Seçimlerinin sorumluluğunu alabilmiş farkındalık eşikleri daha bir yukarılardaki üç arkadaşın kurdukları yeni hayatı, aşina olduğumuz tahlillerle sunan geçmiş-bugün-gelecek sorgusu… Yalnızca zincirlerini kırabilmiş olanların değil kırabileceklerin de içsel hesaplaşmalarına değinilmiş. Burada zincirlerini kırmaktan sözetmek istediğim Amerikan hümanist akımın kendini gerçekleştirme, hayatın anlamını farketme ıvırları değil tabi ki. En azından birşeylerin ters gittiğini farkedebilmek ve benliğin tüketime satılışına karşı bir eylem, tepki geliştirmek. Satılık levhalarını üzerinden çıkarabilmek ve varoluşun dinamiklerini keşfedebilme olanağı yaratabilmek… Coupland’in anlatmaya çalıştıkları ilk kez ve sadece bu zamana ait söylenmişler değil belki ancak dönemsel yakınlığın getirdiği benzerlikler ve karakterlerin akranlar olması tokatın etkisini daha bir arttırıyor. Yarattığı mizahi ve özgün terminolojiyle zenginleşmiş anlatım, dönemin gruplarına yönelik analizler ve varoluşsal dinamiklerin irdeleniş biçimleri, çok da zorlamayan -kültürel farklılığın ortalığı karıştırdığı birkaç gönderme dışında- ince romanın niteliğini arttırmış. Sistemin öngördüğü ‘normalleşme’ psikopatolojisinin etkisinden -ara ara da olsa- kurtulabilme istencini gösterebilen küskün kuşaktan olduğunu düşünenler için gözden geçirilmeye değer bir kitap.

“İşte ben kalkıp buraya geldim, toz solumaya, köpeklerle dolaşmaya, bir kayaya, bir kaktüse bakıp o kayayı, ya da kaktüsü gören ilk kişi olduğumu düşünmeye. Ve içimdeki o gizli mektubu okumaya.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder